• Ana Sayfa
  • Hakkımda
  • Yazılarım
  • Fotoğraflar
  • İletişim
  • Ana Sayfa
  • Hakkımda
  • Yazılarım
  • Fotoğraflar
  • İletişim

Bir Damlanin Yolculugu

1 Şubat 2026

Uzakta, gökyüzünde bir bulutun içinde var olduğumu fark ettiğim ilk andan beri, her şeyin bir başlangıç ve son döngüsü içinde ilerlediğini hissediyordum. Bulutun serin ve huzurlu yüzeyinde, ben ve benim gibi damlalar, birbirimize karışmış, ama yine de bireysel bir varlık olarak parıldıyorduk. Gökyüzü, bizi yukarıda tutan bir sonsuzluk gibiydi; ama rüzgar estiğinde, varlığımızın özüne dokunacak bir yolculuğun çağrısını hissederdik.

Bir gün, soğuk bir esinti beni sımsıcak buluttan kopardı. Gökyüzünden yere düşerken, şeklimi korumaya çalışırken bile, havadaki her bir molekülle bir bağ kurduğumu hissediyordum. Etrafımda sayısız diğer damla, birbirimize dokunmadan, ama hep birlikte bir amaca doğru ilerliyorduk. Düşüşüm hızlıydı, ama güzeldi. Hava, serin ve canlandırıcıydı; dünyaya yaklaşırken ışık huzmelerinin beni şekillendirdiğini hissedebiliyordum.

Sonunda bir yaprağa düştüm. Yaprağın yüzeyindeki damlacıklar, sabah güneşiyle parıldıyor, rüzgarın hafif dokunuşuyla titriyordu. Dünyanın nefes aldığını hisseder gibi oldum. Yeşilin en saf tonlarından birinin üzerinde, dünyayla ilk temasımı yaşadım. Yaprak benimle konuşuyordu; ama sesi rüzgarın fısıldaması kadar hafifti. “Hoş geldin,” dedi. “Benimle bir süre kalabilir, üzerime serinlik getirebilirsin. Ama unutma, senin de bu döngünün bir parçası olarak ilerlemen gerek. Her damla, bir sonraki adımı bulmak zorundadır. Ancak sen, varoluşunu tamamlamadan gidersen, hikayen eksik kalır.” “Benimle bir süre kalabilir, üzerime serinlik getirebilirsin. Ama unutma, senin de bu döngünün bir parçası olarak ilerlemen gerek. Her damla, bir sonraki adımı bulmak zorundadır.” “Benimle bir süre kalabilir, üzerime serinlik getirebilirsin. Ama unutma, senin de bu döngünün bir parçası olarak ilerlemen gerek.”

Yaprağın sözleri beni düşünmeye itti. Kendi varlığımın bir büyük resmin parçası olduğunu hissediyor, ama yine de bu yolculuğun beni nereye götüreceğini bilmiyordum. Yaprak üzerindeki küçük damlacıklardan biri bana döndü ve dedi ki. “Biz hepimiz aynı kaynağa dönmek için buradayız. Ama yolculuğun her anı, kendi hikayeni yaratır. Senin hikayen ne olacak?” Bu soru içimde yankılanırken, bir rüzgar esti ve yaprağın köşesinde titreyen ben, yere doğru düştüm.

Toprağa ulaştığım anı unutamam. Yumuşacık ve sıcak bir dokunuşla beni karşılayan toprak, beni bir anda derinliğine çekti. Toprağın altında, döngünün daha büyük bir parçasına katıldığımı fark ettim. Kökler, nemi hissetmek ve onu çekmek için sabırsızlanıyor; toprak, bana yeni bir anlam kazandırıyordu. “Burada her şey birbirine bağlı,” dedi bir kök. “Sen benimle besleniyorsun, ben seni taşıyorum. Ama bu da sonsuz bir hikayenin sadece bir başlangıcı.”

Toprağın derinliklerinde bir yolculuk yaparken, bir nehre doğru akmaya başladım. Su damlalarının hep birlikte hareket ettiği bir akıntının parçası oldum. Akıntının sesi, bir şarkı gibiydi; hareketin bir anlamı olduğunu fısıldıyordu. “Hepimiz bir yöne akıyoruz,” dedi bir damla. “Ama bu yolculuk bizi birbirimizden ayırmaz; aksine, birlikte bir bütün oluruz.”

Nehir boyunca, bazen kayalara çarpıp dağılıyor, bazen de sakin bir akışta ilerliyorduk. Her çarpışma, hareketimizin bir parçasıydı; bazen sert, bazen yumuşak. Bu yolculukta, nehrin kenarında su içen bir ceylanın bakışıyla karşılaştım. Gözleri, derin bir bilgelik taşıyordu; sanki onun varlığı da bu döngünün farkındaydı. Bir an için onun içinde yol aldım, kanına karışıp doğayla bir oldum. Onun kalp atışlarıyla hareket ettiğimde, hayatın içindeki ritmi hissettim. Ama ceylanın soluğuyla yeniden dünyaya döndüm ve yolculuğuma devam ettim.

Sonunda, nehir beni büyük bir denize ulaştırdı. Burada, hareketin ve sabitliğin uyumunu öğrendim. Deniz, sonsuz bir nefes gibiydi; bir an huzurlu ve sakin, bir an dalgaların vahşi çılgınlığıyla doluydu. Her dalga, bir öncekinden öğrendiği bir hikayeyi devam ettiriyor gibiydi. Bir dalga beni yukarı fırlattığında, gökyüzüne bir an dokunacakmış gibi hissettim. Sonra suyun serin kolları beni yeniden sardı. Deniz suyunun derinliklerinde, balıklarla birlikte yüzdüm; mercanların arasında dolandım. Mercanlar, zamana direnen süssüz heykeller gibi, suyun her akıntısından öğreniyor, her damlanın hikayesini kendilerine dokuyordu. Mercanlar, birer doğa mimarı gibiydi; her biri diğerini tamamlayan yapılar kurmuştu. Bir mercan bana şöyle dedi: “Biz burada sonsuz bir dönüşüm içinde yaşıyoruz. Her varlık, bir diğeri için alan açar. Sen de bu dengenin bir parçasısın. Fırtınalar geçer, deniz hep kalır. Ama unutma, her dalga kendi öyküsünü taşır ve bir sonraki dalgaya bu hikayeyi bırakır. Sen de kendi hikayeni bırakmayı unutmamalısın.”” Bir mercan bana şöyle dedi: “Biz burada sonsuz bir dönüşüm içinde yaşıyoruz. Her varlık, bir diğeri için alan açar. Sen de bu dengenin bir parçasısın.”

Bu sözlerin ardından denizin yüzeyine çıktım ve bir martının gagasında yolculuğuma devam ettim. Martı, beni mavi gökyüzünde taşırken bir an durdu ve dedi ki: “Sana yukarıdan bakmanın ne demek olduğunu göstereceğim. Her yolculuk, bütünün ne kadar büyük olduğunu anlaman için bir fırsattır.” Martının kanatları beni bir fırtınanın içine bıraktığında, gökyüzü sanki öfkeli bir sanatçının kaosu canlandırışı gibiydi. Rüzgar, beni kendi ellerinde savuruyor, şiddetli çarpışmalarla çözülüp yeniden birleşiyordum. Diğer damlaların çılgın dönüşlerini izlerken, her hareketin bir melodiyi tamamladığını fark ettim. Şimşeklerin ışığında bir an parlayıp kaybolurken, fırtınanın büyük bir orkestra gibi çalıştığını hissediyordum. Her şimşek çaktığında, gökyüzü benimle konuşuyor gibiydi: “Hareketin sadece bir kaos değil, düzenin temeli olduğunu unutma. Her darbede öğreniyor, her düşüşte yeniden kalkıyorsun.” Fırtına dinince, sakin bir yağmur olarak yeryüzüne dönüyordum, ama artık her damlanın öyküsünü taşıyan bir parçaydım.

Sonunda güneşin sıcak dokunuşu beni tekrar havaya çağırdı. Buhar olarak yükselirken, dünyadan öğrendiklerimi de yanımda taşıyordum. Gökyüzüne ulaştığımda, eski bir dost gibi beni bekleyen bulutlara tekrar karıştım. Ancak bu kez farklıydı; bir damla olarak geçirdiğim her anın, daha büyük bir bütünün hikayesini oluşturduğunu anlamıştım. Yolculuğumun bir son gibi görünse de, yeni başlangıçlara evrileceğini artık biliyordum. Bu yolculuk bir sona varmış gibi görünse de, aslında yeni bir başlangıcın eşiğindeydim.

Evrenin döngüsü içinde bir damla olarak, varoluşun her bir anının değerini ve her hareketin bir anlamı olduğunu anlamıştım. Belki de hepimiz bir damlayız; bazen bir nehrin parçası, bazen bir fırtınanın kalbinde.

Paylaş

Uncategorized

admin




© Copyright LetsBlog Theme Demo - Theme by ThemeGoods